Sağlık Bilimleri Fakültesi - sbf@gelisim.edu.tr
Memnuniyet ve Önerileriniz için   İGÜMER
 Sağlık Bilimleri Fakültesi - sbf@gelisim.edu.tr


 Öğrencilerimize Sağlık Bakanlığı Personeli Tarafından “Gençlerin Ruh Sağlığını Güçlendirme” Eğitimi Verildi

İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi ve İGÜ Bağımlılıkla Mücadele Koordinatörü Doç. Dr. Nurten ELKİN’in ev sahipliğini yaptığı eğitim programı 30.03.2026 tarihinde iki ayrı oturum olarak 11.00-12.00 ile 14.00-15.00 saatleri arasında gerçekleştirildi. T.C. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'nün “Gençlerin Ruh Sağlığını Güçlendirme Programı” kapsamında, Beylikdüzü İlçe Sağlık Müdürlüğü'nden Psikolog Gül Deniz TUNADURUR ve Sosyal Çalışmacı Öznur KURT eğitmen olarak görev aldı. Eğitimin başında Doç. Dr. Nurten ELKİN öğrencilere Sağlık Bakanlığı’nın programı ve önemi konusunda kısaca bilgilendirme yaparak sözü konuşmacılara bıraktı.

Eğitimciler konuşmalarına psikolojik dayanıklılığa vurgu yaparak başladılar ve psikolojik dayanıklılığın tanımından, psikolojik dayanıklılık için gereken koşullardan ve risklerden söz ettiler:

“Psikolojik dayanıklılık,  bireyin stres, travma, kayıp ve kronik zorlanmalar karşısında psikolojik işlevselliğini sürdürebilmesi, bozulan dengelerini yeniden kurabilmesi ve uyum kapasitesini koruyabilmesi sürecidir. Dayanıklılık yalnızca bireyin kişisel gücüyle sınırlı bir özellik değil; biyolojik altyapı, bilişsel düzenleme süreçleri, aile ilişkileri, sosyal çevre ve kültürel bağlamın etkileşimiyle şekillenen dinamik bir adaptasyon sistemidir. Dayanıklılık, bireyin yalnızca hastalıktan uzak olmasıyla değil, anlamlı ve işlevsel bir yaşam sürdürebilmesiyle ilişkilendirilir. Güncel literatür, dayanıklılığın sabit bir kişilik özelliği değil, yaşam boyunca değişebilen ve geliştirilebilen bir kapasite olduğunu vurgulamaktadır. Literatüre göre psikolojik dayanıklılıktan söz edebilmek için iki koşulun birlikte bulunması gerekir. Birinci koşul: Bireyin travma, hastalık, yoksulluk, şiddet veya kayıp gibi anlamlı bir risk ya da stresörle karşılaşmasıdır. İkinci koşul: Bu risklere rağmen psikososyal işlevselliğini sürdürebilmesi ya da bozulan işlevselliğini yeniden kazanabilmesidir. Yani dayanıklılık, hiç zorlanmamak değil; zorluklara rağmen uyumu koruyabilmektir. Psikolojik dayanıklılık kavramı, 1960–70’lerde gelişimsel psikopatoloji alanında yapılan boylamsal çalışmalarla ortaya çıkmıştır. Araştırmalar, yüksek risk altında büyüyen bazı çocukların psikopatoloji geliştirmeden uyum sağlayabildiğini göstermiştir. Bu bulgular, “invulnerable child (yenilmez çocuk)” kavramının doğmasına yol açmıştır. Ancak zamanla bu çocukların tamamen etkilenmez olmadığı, yalnızca belirli koruyucu faktörlere sahip oldukları anlaşılmıştır. Böylece odak, “yenilmezlikten” çok, risk ve koruyucu faktörlerin etkileşimiyle şekillenen dinamik bir dayanıklılık anlayışına kaymıştır. Güncel yaklaşımda dayanıklılık, birey-çevre etkileşimi içinde gelişen ve değişebilen bir uyum süreci olarak ele alınmaktadır. Dayanıklılık; sabit bir özellik değildir, öğrenilebilir, desteklenebilir ve koşullara göre değişebilir. Aynı birey farklı yaşam dönemlerinde farklı dayanıklılık düzeyleri gösterebilir. Zorluklar; bireyin fiziksel, psikolojik veya sosyal bütünlüğünü tehdit eden yaşam olayları, travma, istismar, yoksulluk, kronik hastalık, aile içi çatışma ve göç gibi durumlardır. Zorluğun şiddeti, süresi ve tekrar ediciliği, bireyin uyum kapasitesini belirler. Kronik ve çoklu stresörlere maruz kalma, psikopatoloji riskini artırır. Uyum ise bireyin yaşam alanlarında işlevselliğini sürdürebilme kapasitesidir. Bireysel risk faktörleri; bireyin kendi özelliklerinden kaynaklanan kırılganlık alanlarını ifade eder. Mizaç özellikleri (yüksek kaygı, dürtüsellik), düşük benlik saygısı ve yetersiz problem çözme becerileri risk faktörleri arasında yer alır. Olumsuz bilişsel şemalar ve duyguları düzenlemede güçlük yaşamak, stres karşısında uyumu zorlaştırır. Bu faktörler tek başına belirleyici değildir; çevresel koşullar ve sosyal destekle etkileşim içinde çalışır. Müdahale edilebilir olmaları nedeniyle, koruyucu çalışmalarda önemli bir hedef alanıdır. Ailesel risk faktörleri: ebeveyn psikopatolojisi, aile içi şiddet, ihmal, yetersiz bakım ve bağlanma sorunlarını kapsar. Aile ortamının süreğen biçimde düzensiz olması, çocuk ve ergenlerde psikopatoloji riskini artırır. Çevresel risk faktörleri, bireyin kontrolü dışında gelişen ve günlük yaşam koşullarını belirleyen etmenlerdir. Yoksulluk, güvensiz mahalleler, sosyal dışlanma ve ayrımcılık sürekli stres kaynağı oluşturarak ruhsal dayanıklılığı zayıflatır. Düşük eğitim ve sınırlı fırsatlar, bireyin baş etme kaynaklarını geliştirmesini güçleştirir. Bu tür riskler genellikle uzun süreli ve birikici etki gösterir. Etkileri, bireysel özelliklerle değil; sosyal destek ve kamusal hizmetlerle birlikte değerlendirilmelidir. Bireyleri strese karşı en çok koruyan faktörler ise sosyal destek, problem çözme becerileri, duyguları düzenleyebilme, olumlu benlik algısı, güvenli bağlanma ve yaşamda anlam duygusudur.  Aynı riske maruz kalan iki kişiden birinin daha iyi başa çıkması ise şu faktörlerle açıklanır: 

·      Koruyucu faktörlerin varlığı: güçlü sosyal ilişkiler, esnek mizaç, önceki baş etme deneyimleri ve bilişsel esneklik. 
·      Öz düzenleme ve esneklik:  Yaşamın coşkusunun büyük bir kısmı, zorlukların üstesinden gelmekten, değişiklik ve uyarım arayışından kaynaklanır.

Başa çıkma tarzımız ne olursa olsun “esnek” olabilmek çok önemli bir niteliktir. Esnek;  yani hayatta her şey olabilir diyebilmek, asla “asla” dememek, kendini ve başkalarını kusurlarıyla kabul edebilmek, başımıza gelen kötü olaylara dayanabilmek, felaketleştirmemek, yeniliklere, farklı fikirlere açık olabilmek, denemekten çekinmemek, hayatla birlikte akabilmek, eğilsek de eski formumuza dönebilmek…
Sosyal destek ağları, toplumsal güven, kültürel değerler ve aidiyet duygusu bireyin dayanıklılık kapasitesini güçlendirir. Kültür, stresin anlamlandırılma biçimini ve baş etme stratejilerini şekillendirir. Kolektif toplumlarda sosyal dayanışma koruyucu rol oynarken, bireyci toplumlarda özerklik ön plana çıkabilir.

Psikolojik Dayanıklılığı Güçlendirme Yöntemleri:
·      Duygu düzenleme ve stresle baş etme becerilerini artırmak,
·      Problem çözme ve esnek düşünme becerilerini geliştirmek,
·      Amaç, umut ve anlam duygusunun güçlendirilmesi,
·      Sağlıklı yaşam alışkanlıkları (uyku, beslenme, hareket) düzenlemek,
·      Sosyal destek ve güvenli ilişkiler,
·      Okul/iş ortamında destekleyici iklim kurabilmek,
·      Psikoeğitsel programlar ve grup çalışmaları,
·      Zorlukları kişiselleştirmemek,
·      Kontrol edemeyeceğimiz olaylar olduğunu kabul etmektir.”

Sunum sonrası öğrencilerin soruları yanıtlanarak program sonlandırıldı.

Eğitim



Haberler Tüm Haberler