Sağlık Bilimleri Fakültesi - sbf@gelisim.edu.tr
Memnuniyet ve Önerileriniz için   İGÜMER
 Sağlık Bilimleri Fakültesi - sbf@gelisim.edu.tr

Beslenme ve Diyetetik








 Kurubaklagiller Hem Sağlığı Hem Gezegeni Koruyor


İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. Güldane Yıldırım, 10 Şubat Dünya Kurubaklagil Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede; nohut, mercimek, kuru fasulye ve benzeri kurubaklagillerin yalnızca geleneksel mutfağın değil, aynı zamanda sağlıklı bireyler ve sürdürülebilir bir gelecek için vazgeçilmez bir besin grubu olduğunu vurguladı.


Kurubaklagiller; bitkisel protein, posa (lif), folat, demir ve potasyum açısından zengin içerikleriyle dengeli beslenmenin temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Doğal olarak düşük yağ içeriğine sahip olmaları ve uzun süre tokluk sağlamaları sayesinde kan şekeri kontrolünü desteklemekte, bağırsak sağlığını olumlu yönde etkileyerek genel metabolik sağlığa katkı sunmaktadır.

Bilimsel çalışmalar, düzenli kurubaklagil tüketiminin obeziteyle mücadelede etkili ve ekonomik bir yaklaşım olabileceğini; kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet ve bazı kanser türlerinin riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir. Yüksek posa içerikleri sayesinde doygunluk hissini artırmaları ve bitki temelli ile Akdeniz tipi beslenme modellerinde önemli bir yer tutmaları, bu besin grubunu halk sağlığı açısından öne çıkarmaktadır.

Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması (TBSA 2017) verileri, ülkede kurubaklagil tüketiminin hâlen önerilen düzeylerin altında olduğunu ortaya koymaktadır. Kişi başı günlük ortalama tüketim 16,8 gram olarak raporlanırken, lif alımının da yetersiz olduğu dikkat çekmektedir. Aynı veriler yetişkin nüfusta fazla kiloluluk ve obezite oranlarının yüksek seyrettiğini göstermektedir. Bu tablo, liften zengin ve kaliteli bitkisel protein kaynağı olan kurubaklagillerin günlük beslenmede daha fazla yer almasının, sağlıklı vücut ağırlığının korunması ve kronik hastalıkların önlenmesi açısından önemli bir fırsat sunduğunu ortaya koymaktadır.

Kurubaklagiller yalnızca bireysel sağlığı değil, çevresel sürdürülebilirliği de güçlü biçimde desteklemektedir. Azot bağlayıcı özellikleri sayesinde toprağın verimliliğini artırabilmeleri, birçok tarım ürününe kıyasla daha az suya ihtiyaç duymaları ve zorlu iklim koşullarında dahi yetiştirilebilmeleri, onları sürdürülebilir gıda sistemlerinin temel yapı taşlarından biri hâline getirmektedir. Ayrıca hayvansal protein kaynaklarına göre çok daha düşük sera gazı emisyonuna sahip olmaları, kurubaklagilleri düşük karbon ayak izine sahip besinler arasına yerleştirmektedir. Bitkisel protein kaynaklarının artırılması; arazi kullanımı, su tüketimi ve iklim üzerindeki baskının azaltılmasına katkı sağlamakta, gezegen sağlığını merkeze alan beslenme yaklaşımlarını desteklemektedir.

Günlük beslenmede kurubaklagillerin haftada birkaç kez ana öğünlere dâhil edilmesi önerilmektedir. Salatalara eklenerek, sebze yemekleriyle birlikte pişirilerek ya da çorba ve püre formunda tüketilerek kolaylıkla sofralara taşınabilmektedir. Humus, mercimek köftesi ve fasulye ezmesi gibi alternatifler pratik ve besleyici seçenekler sunarken, kurubaklagillerin tahıllarla birlikte tüketilmesi (örneğin mercimek–bulgur veya fasulye–pirinç) öğünün protein kalitesini artırmaktadır.

Sindirim konforu için pişirme öncesinde suda bekletme, haşlama suyunu dökme ve kimyon ya da rezene gibi baharatlar kullanılması önerilmektedir. Küçük porsiyonlarla başlanıp zamanla miktarın artırılması ise bağırsakların uyum sürecini kolaylaştırmaktadır.
Günlük beslenmede yapılacak bu küçük tabak değişikliklerinin, uzun vadede hem bireysel sağlık hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından anlamlı kazanımlar sağlayabileceği belirtilmektedir. Kurubaklagiller, sağlıklı bireylerden başlayarak daha dirençli ve sürdürülebilir bir gıda sistemine uzanan dönüşümün güçlü anahtarlarından biri olarak öne çıkmaktadır.