Sağlık Bilimleri Fakültesi

Çocuk Gelişimi








 Ergenlerde Teknoloji Bağımlılığı


İGÜ Bağımlılıkla Mücadele Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Nurten Elkin, Bilişim Haftasında ”Ergenlerde Teknoloji Bağımlılığı ” konusunda paylaşımlarda bulunmuştur.


Mayıs ayının ilk haftası olan Bilişim haftasında; doğru kullanıldığında yaşamın vazgeçilmezi olan teknolojinin yanlış kullanımında yaşamda çok büyük zorluklara neden olduğu ve bunlardan biri olan teknoloji bağımlılığı konusunda eğitimler ve bilgilendirmeler yapmak toplum ruh sağlığı açısından son derece önemlidir.

UNICEF’in 2017 yılında yayımladığı Dünya Çocuklarının Durumu: Dijital Dünyada Çocuk adlı raporda çocukların çevrim içi ortamda karşı karşıya kaldığı riskler üç kategoride ele alınmaktadır:
  • İçerik riskleri
  • iletişim riskleri ve davranış riskleri.

İçerik riskleri, çocukların istenmeyen ve uygunsuz içeriklere maruz kaldığı durumları kapsamaktadır. Çocukların internette pornografik ve şiddet unsuru içeren videolarla/resimlerle, sağlıksız veya tehlikeli davranışları savunan web siteleri ile karşılaşması tehlike oluşturmaktadır. İletişim riskleri, çocukların yetişkinlerle fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik istismarına yol açacak risk faktörlerini içermektedir. Davranış riskleri ise çocukların riskli içeriğe veya iletişime katkıda bulunacak şekilde davrandığı durumları kapsamaktadır. Çocukların diğer çocuklar hakkında nefret uyandıran materyaller üretmesi, yayımlaması veya dağıtması bu kapsama girmektedir. Tüm bu risk unsurları göz önünde bulundurulduğunda çocukların çevrim içi ortamlarda güvende olmasını sağlayacak bilgi ve becerilerle donatılması önemlidir.

Dünya Sağlık Örgütünün 2018 yılındaki yayınlarına göre oyun oynama bozukluğu oranları ülkeden ülkeye farklılık gösterse de genel nüfustaki yaygınlığı yaklaşık yüzde 1.3 – yüzde 9.9 arasında değişiklik göstermektedir.

Ergenlerde teknoloji bağımlılığı ile ilgili yapılmış çalışmalar incelendiğinde; ailesi ile ilişkisi yetersiz olan, ailesi ile etkin zaman geçiremeyen, aile içinde iletişim, ilgi ve sevgi yetersizliğinin olması, ergen için ev içinde sağlıklı ve güvenli bir ortam sağlanamaması, aile içinde tutarsız davranışlar, aile içinde rol dağılımının belirgin olmaması, rol çatışmalarının yaşanması, ergenden aşırı beklentilerin olması, ergenin teknoloji kullanımına daha çok yönelmesine neden olan risk faktörleri olarak bildirilmiştir.  Ayrıca akran baskısı, algılanan sosyal desteğin azlığı, yalnızlık ve utangaçlık bildirilen diğer risk faktörleri arasındadır.

İnternette (akıllı telefon, bilgisayar, oyun oynama araçları) geçirilen zamanın artması ergenin teknoloji bağımlılığı riskini arttırmaktadır. Teknoloji bağımlılığı ile yalnızlık duygusu arasında güçlü bir ilişkinin olduğu bildirilmektedir. Bu ilişkinin nedeni iki şekilde açıklanmaktadır. Bunlardan birincisi bireyleri aşırı şekilde teknoloji ve teknoloji kullanım araçlarına yönelten nedenler aynı zamanda bireyin toplum içinde yalnız kalmasına da neden olabilmektedir. İkincisi ise bireyin aşırı şekilde teknolojiyi kullanmaya başlaması ile birlikte toplumdan bir süre sonra uzaklaşmakta bu durum da onun yalnız kalmasına neden olabilmektedir. Bu bağlamda teknoloji bağımlılığı için bildirilen kavramlardan biriside sosyal kaygı kavramıdır. Yapılan çalışmalarda sosyal kaygı düzeyleri yüksek olan ergenlerin internet ortamında daha fazla sosyal ağları kullanma eğiliminde oldukları bildirilmektedir. Benzer şekilde sosyal kaygı düzeyleri yüksek olan ergenlerin daha fazla teknolojiyi kullanma eğiliminde olduğu da belirtilmektedir.

Yapılan çalışmalarda teknoloji bağımlılığı ile ruhsal bozukluklar arasında güçlü ilişkiler olabileceği bildirilmektedir. Ruhsal bozukluklar içinde teknoloji bağımlılığı ile ilişkisi en çok çalışılmış olan ruhsal rahatsızlıklardan biri depresyondur. Depresyon ile teknoloji bağımlılığı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu ve depresyonu olanlarda teknoloji bağımlılığının oldukça yüksek olduğu bildirilmektedir. Ergenlerde var olan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile teknoloji bağımlılığı arasında belirgin ilişki olduğunu gösteren çalışmalar da bulunmaktadır. İnternetten alınan hızlı tepki veya birden fazla pencere ile farklı aktivetelere aynı anda ulaşabilme dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olanların ödül hissine kolayca ulaşmalarını ve sıkıntı hissinden uzaklaşmalarını sağlamaktadır. Bunların yanı sıra; anksiyete, yeme bozukluğu, öfke, panik atak ve sosyal fobi, kişilik bozuklukları, uyku bozuklukları ile teknoloji bağımlılığı arasındaki ilişkiyi ortaya koyan çalışmalar da bulunmaktadır.

Türkiye Bağımlılıkla Mücadele (TBM) Eğitim Programı kaynaklı, Yeşilay’ın önerdiği ekran süreleri aşağıdaki gibidir:

0-3 yaş: Ekrandan olabildiğince uzak tutulmalıdır.
3-6 yaş: Günlük toplam süre en fazla 20-30 dk.
6-9 yaş: Günlük toplam süre en fazla 40-50 dk.
9-12 yaş: Günlük toplan süre en fazla 60-70 dk.
12+ yaş: Günlük toplam süre en fazla 120 dk.

Amerikan Psikoloji Derneğinin 2019’da yayımladığı Dijital Kılavuz: Çocuklar İçin Sağlıklı Teknoloji Kullanımının Desteklenmesi başlıklı yayında yaş grubu bazında önerilen ekran süreleri ve kullanımları aşağıdaki gibidir:
  • 18 ayın altındaki çocuklarda görüntülü sohbet dışında ekrana dayalı medyadan kaçınılması,
  • 18-24 ay arasındaki çocuklarda nitelikli programlar seçilmesi ve ebeveynlerin bu programları çocuklarıyla birlikte izlemesi,
  • 2-5 yaş arası çocuklarda nitelikli programlar seçilmesi ve ekran süresinin günde bir saatle sınırlı olması,
  • 6 yaş ve üstü çocuklarda, medyayı ve medya türlerini kullanmaya ayrılan sürenin tutarlı sınırlar dâhilinde olması.

Bağımlılığı önlemeye yönelik yaklaşımlar aynı zamanda ebeveyn eğitimini de gerektirmekte olup; ebeveynlerin çocuklarıyla iletişim becerilerini geliştirmeleri için yol gösterici olmak, ailede sağlıklı etkileşimi teşvik etmek, ebeveynlerin belirli durumlarla etkili bir şekilde nasıl başa çıkacakları konusunda beceri kazanmalarına yardımcı olmak ve ailenin uyumsuz aile davranışlarını azaltması için rehberlik etmek olduğu belirtilmektedir.

Toplum üyelerinin sağlıklı yetişkinler olmalarının ön koşullarından biri belki de sağlıklı çocuklarının ve ergenlerinin olmasıdır. Önleme çalışmalarındaki ana hedefler;

*Çocuk ve gençlere yönelik, sinema, tiyatro gibi sanatsal faaliyetler, spor, doğa vb. etkinliklerin ve faaliyetlerin planlamasına özen gösterilerek çocuk ve gençlerin sanal ortamdan çok sosyal ortamlara kaymalarını sağlamak ve motive etmek
 *Gençlik kampları, spor organizasyonları, kültürel etkinlikler gibi faaliyetlerin yaygınlaştırılması ve daha çok gencin katılımının sağlanması, çocuk ve gençlere yönelik kültürel faaliyetlerinin artırılması amacıyla tiyatro, sinema gibi etkinliklerde veya müze ziyaretlerinde özendirici kampanyalar düzenlenmesi (ücretsiz gösterimler ya da indirimler gibi).
*Çocuk ve gençlerin ilgisini çekecek, sosyal becerilerini ve aidiyet duygularını geliştirecek grup, atölye çalışmalarının planlanması ve sanal ortam dışında hobilerinin oluşturulması ve zenginleştirilmesi
* Bilişim teknolojilerin bilinçli güvenli kullanımına teşvik edilmesi, aşırı ve zararlı kullanımın önlenmesi amacıyla çocuk ve gençlerin bilgilendirilmesi bu açıdan önemlidir.